Türkiye, rüzgâr enerjisinde yeni bir dönemin eşiğinde. Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında belirlenen dört aday alan, Türkiye'nin ilk deniz üstü rüzgâr santrallerine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 2035 hedefi ise 5.000 MW offshore rüzgâr kapasitesi. Yeni dönem yalnızca enerji üretimini değil, elektrik altyapısından denizaltı kablolarına, bakım teknolojilerinden sigorta ve teknik hasar incelemelerine kadar geniş bir alanı etkileyecek.
Türkiye'nin uzun süredir karada büyüttüğü rüzgâr enerjisi yatırımları denize taşınmaya hazırlanıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye'nin ilk deniz üstü rüzgâr Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) için Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört aday saha belirledi. Bakanlığın resmi açıklamalarına göre izin süreçlerinin ardından Türkiye'nin ilk offshore rüzgâr YEKA yarışmasının gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Hedef küçük değil: 2035 yılına kadar deniz üstü rüzgârda 5.000 MW kurulu güç.
Neden denizin üstünde rüzgâr?
Deniz üstü rüzgâr santralleri Türkiye için yalnızca yeni türbinlerin kurulacağı yeni alanlar anlamına gelmiyor.
Dünya Bankası tarafından Türkiye için hazırlanan Offshore Wind Roadmap, ülkedeki elverişli deniz üstü rüzgâr kaynaklarının önemli elektrik talep merkezlerine yakınlığına dikkat çekiyor. Yol haritasında offshore rüzgârın yerli ve büyük ölçekli elektrik üretimine katkı sağlayabileceği ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarını tamamlayabileceği değerlendiriliyor.
Türkiye açısından konu aynı zamanda yeni bir sanayi ve tedarik zinciri anlamına geliyor.
Türbinlerden elektrik ekipmanlarına, deniz yapılarından kablolara, liman hizmetlerinden bakım operasyonlarına kadar offshore rüzgâr, klasik bir enerji santralinden çok daha geniş bir ekosistem gerektiriyor.
Dört bölge öne çıkıyor
Bakanlığın aday YEKA çalışmasında dört bölge bulunuyor:
- Saros Körfezi Açıkları — Yüksek rüzgâr verimliliği ve Marmara/Trakya tüketim hattına yakınlık.
- Gökçeada Açıkları — Kuzey Ege rüzgâr koridoru ve güçlü deniz rüzgârı potansiyeli.
- Bozcaada Açıkları — Stratejik coğrafi konum ve yüksek kapasite faktörlü açık deniz alanı.
- Edremit Açıkları — Güney Marmara ve Kuzey Ege şebeke entegrasyonuna elverişli lokasyon.
Ancak aday alan ilan edilmesi, ertesi sabah denize türbin dikileceği anlamına gelmiyor. Offshore projelerde rüzgâr ölçümlerinin yanı sıra deniz tabanı koşulları, şebeke bağlantısı, çevresel ve sosyal etkiler, deniz trafiği, izin süreçleri ve yatırım ekonomisinin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Bu nedenle Türkiye'nin offshore yolculuğu aynı zamanda kapsamlı bir mühendislik ve planlama süreci olacak.
Asıl teknik sınav denizin altında olabilir
Offshore rüzgâr santrallerinde dikkat genellikle dev türbinlere yönelse de sistemin kritik unsurlarından biri elektriği karaya taşıyan altyapı.
Denizaltı kabloları, trafo sistemleri, şalt ekipmanları ve şebeke bağlantısı tesisin üretim zincirinin ayrılmaz parçaları.
Bu nedenle offshore projelerde yalnızca “ne kadar elektrik üretilecek?” sorusu değil, “arıza halinde üretim ne kadar sürede geri dönebilecek?” sorusu da ekonomik açıdan kritik hale geliyor.
Yeni enerji yatırımı, yeni teknik riskler
Türkiye'nin offshore rüzgâra geçişi beraberinde yeni teknik inceleme alanları da getirecek.
Türbin arızaları, elektriksel arızalar, denizaltı kablo hasarları, korozyon, yıldırım etkileri, SCADA ve uzaktan izleme sistemleri, bağlantı sorunları ve üretim kayıpları gelecekte mühendislik ve sigorta dosyalarının konusu olabilir.
Özellikle büyük bir arıza sonrasında gerçek ekonomik zararın belirlenmesi kolay olmayacak.
Bir türbinin veya bağlantı hattının devre dışı kaldığı süreyi doğrudan nominal güçle çarpmak gerçek üretim kaybını göstermeye yetmez. Rüzgâr koşulları, türbinlerin kullanılabilirliği, şebeke kısıtları, bakım durumu ve olay gerçekleşmeseydi beklenen üretim birlikte değerlendirilmek zorunda.
Başka bir ifadeyle offshore rüzgâr, Türkiye'ye yalnızca yeni megavatlar değil, yeni mühendislik problemleri de getirecek.
Türkiye'nin enerji dönüşümünde yeni sayfa
Türkiye'nin offshore hamlesi daha büyük bir enerji dönüşümünün parçası.
Ülkenin yenilenebilir enerji yol haritasında 2035 yılına kadar güneş ve rüzgârda toplam 120 GW kurulu güç hedefleniyor. Dünya Bankası da Haziran 2026'da Türkiye'nin dağıtık yenilenebilir enerji piyasasının genişletilmesi için 400 milyon avroluk ek finansmanı onayladı; programın kapsamı dağıtık rüzgâr ve ticari ölçekli batarya enerji depolama yatırımlarını da içeriyor.
Offshore rüzgâr ise bu dönüşümün henüz Türkiye'de kurulmamış yeni ayağı.
Saros'tan Gökçeada'ya, Bozcaada'dan Edremit'e uzanan aday sahalar planlandığı biçimde yatırıma dönüşürse Türkiye enerji sektöründe yeni bir dönem başlayacak.
Bu kez rüzgârın peşinden yalnızca türbinler değil; deniz mühendisliği, elektrik altyapısı, dijital izleme, bakım teknolojileri, sigorta ve teknik risk yönetimi de denize açılacak.


